Her yıl ulusal afet tatbikatı yapılmalı


TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Adana Şubesi Yönetim Kurulu Adına Şube Başkanı Doç.Dr.Sedat Türkmen’den ‘Afet Politikası’ önerisi…

TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Adana Şubesi Yönetim Kurulu Adına Şube Başkanı Doç.Dr.Sedat Türkmen, “Ulusal afet politikalarımız, her şeyden önce zarar azaltma stratejisi üzerine kurulmalıdır. Afet zararlarının azaltılması ve ülkemizdeki yerleşimlerin afetlere karşı güvenlikli hale getirilmesi bir zorunluluktur. Kaybedilen her an, afetler karşısında ödeyeceğimiz faturayı kabarttığını unutmamak gerekiyor” dedi.
Türkmen, şöyle konuştu:

“Deprem doğal olaylar içerisinde yerkabuğunun jeolojik özelliklerinden biri olarak gerçekliğini inkar edemeyeceğimiz bir olgudur. Biliyoruz ki, deprem kaçınılmaz olarak bir kez daha karşımıza çıkacaktır. Bu jeolojik gerçekliğin bilinmesine karşın bugün yaşadığımız çevrenin afetlere karşı daha korumalı ve güvenli, toplumun daha dirençli olduğunu söyleyemiyoruz. Bu gerçeğin gereği olarak Ulusal bir afet politikası, buna koşut olarak belediyelerin depremi esas alarak hazırlayacakları imar planları, ulusal deprem politikası gibi uygulamalar zaman geçirilmeden oluşturulmalıdır. Aradan geçen 11 yıl sonra bunların ne yazık ki çok azının uygulamaya geçirildiğini ama esas önemli adımların hala atılamadığını görüyoruz.”

“Ulusal afet politikalarımız, her şeyden önce zarar azaltma stratejisi üzerine kurulmalıdır. Afet zararlarının azaltılması ve ülkemizdeki yerleşimlerin afetlere karşı güvenlikli hale getirilmesi bir zorunluluktur. Kaybedilen her an, afetler karşısında ödeyeceğimiz faturayı kabarttığını unutmamak gerek” diyen TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Adana Şubesi Yönetim Kurulu Adına Şube Başkanı Doç.Dr.Sedat Türkmen, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“27 Haziran 1998 yılında meydana gelen Adana – Ceyhan depreminde 145 vatandaşımız hayatını kaybetmiş, binlerce konut zarar görmüştür. Ancak aradan geçen 11 yıl sonra merkezi yönetim tarafından bir takım düzenlemeler yapılmasına rağmen artan bir şekilde ranta dayalı bir imarlaşma her alanlada yaygın bir şekilde sürdürülmüş ve deprem hiç hesaba katılmadan imar değişiklikleri yapılmaya devam edilmiştir.

Yerel seçimler öncesi hiç bir belediye başkan adayının deprem politikasının olmadığını ne yazık ki gördük. Oysaki son bir yıldır bölgemiz sismik bakımdan çok aktif hale gelmiştir. Kozan fayı üzerinde, Osmaniye kuşağında ve Akdenizde çok sayıda küçük ve orta büyüklükte depremler oluşmaktadır. Ancak deprem hasarları bakımından en büyük rolü oynayan zemin cinsi yani jeolojik özellikler ne yazikki hala dikkate alınmamaktadır. Özellikle yıkımın en fazla olduğu alüvyon alanlar örneğin tüm Ceyhan ve benzer zemin özelliğine sahip alanlar hızla yapılaşmakta, hatta bu alanlar teşvik edilmektedir. En büyük hata bu alanların yoğun ve yüksek katlı yapılaşmaya açılmasıdır. İkinci bir Marmara depremi faciasına uğramamak için bu alanların imar ve diğer planlamalarını depremi hesaba katarak yapmak zorundayız. Adana kentinin alüvyon alanları hızla imar tadilatları ile yoğun ve yüksek katlı yapılaşmaya açılmaktadır.

Aradan geçen 11 yılda bina temellerinde jeolojik ve jeoteknik etütlerin zorunlu hale getirlmesi önemli bir adım olmuştur. Ancak bu konularda belediyelerde kontrol ve denetim konusunda herhangi bir birim bulunmamaktadır. Depremi yaşamış bir kentte belediyelerin bu konularda bir birim ve politikasının olmaması üzücüdür. Bir an önce bu birimlerin oluşturması zorunluluktur. Biz jeoloji Mühendisleri Odası olarak belediyelerde bir Jeoteknik ve Deprem Müdürlüğü/Dairesi/Şubesi/ kurulmasını talep ediyoruz. Böylece imar değişiklikleri ve zemin etütleri kontrol edilmiş ve denetim kamusal bir görev olarak ruhsat veren belediyelerin sorumluluğuna geçmiş olacak ve boşluk doldurulmuş olacaktır.

11 Yıl sonra hala heyelanlı alanların ısmarlama raporlarla imara açılmasını anlamak mümkün değildir. Tüm halkın gözü önünde evlerin kaydığı, devletin kurumları tarafından heyelanlı alan olarak belirlendiği, akademik çalışmalara konu olan ve İmar planlarında sakıncalı alan olarak belirlenmiş alanlar (100. Yıl Batısı) ne yazık ki Büyük Şehir Belediyesi tarafından büyük meblağlar ödenerek hazırlatılan ısmarlama raporlarda heyelansız alan olarak gösterilmiş ve imara açılmıştır. İmara kapatılan alanlar ancak Afet İleri Genel Müdürlüğü tarafından onaylı raporlarla imara açılabilir. Yasaya aykırı uygulamalar depremden hala ders almadığımızı açıkça göstermektedir. Deprem açısından riskli olan tarım alanları doğal ve stratejik zenginlikler olmasına rağmen imara açılmakta, bu alanlara toplu konut yapılmaktadır. Bu alanları anayasal olarak koruması gereken merciler kent içinde tarım alanı olamayacağını bu alanların iskana açılması gerektiğini söyleyebilmektedirler.

ULUSAL BİR AFET POLİTİKASI İÇİN ÖNERİLERİMİZ AŞAĞIDA SUNULMUŞTUR…

– Ülkemizde mevcut Afet Yönetim Sisteminin afet sonrası için geçerli müdahale ve iyileştirme aşamalarından ziyade; hazırlık, planlama ve zarar azaltmaya dönük araçların geliştirilmesi; başta İmar ve Afet Yasaları olmak üzere ilgili yasalarda uygulama ve dil birliğinin sağlanması gereklidir.

– Zarar azaltma süreçlerinin ilk adımı ve afete dönük planlamayı sağlamada önemli bir araç olan Afet Tehlike (Deprem Tehlike Haritaları, Heyelan Duyarlılık ve Risk Haritaları, Çığ Düşmesi Risk Haritaları, Su Baskını Haritaları vb) Haritalarının hazırlanmalıdır.

– Ülkemizdeki Merkezi ve Yerel yönetimler açısından yerleşim (mevcut) ve gelişim (yeni) alanların jeolojik sınırlamayı ortaya koyan, kentsel politika ve projelerin ekonomik ve çevresel boyutlarını etkileyen jeolojik yapı, hidrojeolojik(su durumu) koşullar, yapı malzemeleri, jeomorfoloji (yüzey şekilleri), zeminlerin fiziksel ve mekanik özellikleri, deprem gibi jeolojik tehlike potansiyeli vb jeolojik – jeoteknik verilere dayalı arazi kullanım haritalarının hazırlanması öncelikli bir görevdir. Her tür ve ölçekteki planlama öncesi İmar Planına Esas Jeolojik-Jeoteknik Etütlerin yaptırılması zorunludur.

-Afet zararlarının azaltılmasının birinci derecede sorumlusu Yerel Yönetimlerdir. Deprem riski yüksek alanlardaki Belediyelerden ve Valiliklerden başlamak üzere Yerel Yönetimlerin teknik alt yapısını ve personel durumunu güçlendirmek, başta jeoloji mühendisi olmak üzere teknik personel istihdamını arttırıcı önlemler almak, afetlere karşı hizmet içi eğitim çalışmaları organize etmek gereklidir.

-Eğitime yatırım yapılmadıkça afetlerle baş edecek afet kültürüne sahip bir toplumdan söz edilemez. Belirlenmiş bir günde ve her yıl tekrarlanacak şekilde tüm yurttaşların katılacağı ulusal ölçekte bir Afet tatbikat günü yapılmalıdır.

– Orta öğretimde jeoloji dersleri okutulmalıdır. Jeoloji derslerinin önemli bir işlevinin de, bir doğa olayının bilinçsizlik, sosyal ve ekonomik politikalardaki yetersizlikler sonucu afete dönüştüğünü, afetin bir kader olmadığını yeni nesillere öğretmek olacağı unutulmamalıdır.

Depremlerin yıkıcı sonuçları ile anlaşılmaktadır ki, ülkemizin afet güvenliğini yükseltmek, yurttaşları ileride meydana gelecek afetlerin zararlarından korumak; siyasal, toplumsal ve Anayasal bir sorumluluktur.

Zarar azaltma, önceden hazırlık ve planlama, afet olayına müdahale, iyileştirme ve yeniden inşa aşamalarını birbirini bütünler bir tarzda kurgulayan bir afet yönetim sistemi etrafında bütünleşmek ve afet zararlarıyla toplumsal olarak mücadele etmek zorundayız. Yaşadığımız çevrenin jeolojik gerçekliği bunu gerektirmektedir.

Advertisements

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: