Afette koruma değil kurtarma stratejine mahkûmuz


Yine bir haftayı yağmur, sel ve can kaybı haberlerini dinlemekle geçirdik.Doğu Karadeniz sel ve heyelan felaketinden fazlasıyla payını alan bir bölgemiz. Pek çok afet yaşadık. Ancak dirayet toplumu olamadık. Ülkemizde olduğu gibi bölgemizde de Dirayet Toplumu’ nda geçerli olan “topyekûn hazırlık” sloganı değil, “Kaderci Toplum”un yaralarının sarılması söylemi yaygın. Koruma değil kurtarma stratejisi egemen. Doğru stratejilerin kurulması ise, öncelikle mekânsal planlama ve imar düzenlemelerinde afetler konusunun düzenlenmesine bağlıdır. İmar mevzuatımızda afet konusu bütünüyle dışlanmıştır. Afet yasamız ise en genel niteliği ile afetlere karşı hazırlıklı olmaya yöneltmek yerine, afete uğradıktan sonra ‘yaralar nasıl sarılır’a ilişkin yöntem öneren bir yasadır. Yasa mücadeleyi afet sonrasında hak sahiplerine konut tahsisi, çadır ve battaniye dağıtma gibi görmektedir.

Dirayetli toplum olabilmemiz için, afet zararlarını azaltarak koruma stratejisine yönelmek durumdayız. Öncelikle risk taşıyan bölgelerden uzaklaşmayı, doğru yer seçimi kararlarının makro ve mikro ölçekte alınmasını sağlamalıyız. Risklerden kaçınmak birincil koşuldur. Bu ise doğal koşullara ilişkin afet haritaları, meteorolojik veriler ve benzeri gibi bilgilere, verilere başvurmak ve bunlara dayalı, doğru fiziki planlama kararlarına erişmek demektir. Planlama çabası her şeyden önce gelir. Hazırlanan planlarda risk taşıyan yerlerde yerleşme kaçınılmazsa, bu kez ikinci stratejiye risklerin azaltılmasına başvurulur. İmar planlarında yolların yeterince geniş ve alternatifli, altyapının yedekli düzenlenmesi, ya da yapıların belirli bir dayanıklılık standardında tasarlanmaları ve denetim altında üretilmeleri gibi plan koşulları bu zorunluluk durumunda başvurulan risk azaltma yöntemleridir. Bu ilk iki strateji altında elde edilen yerleşme ve yapılaşmanın risklerden bütünüyle arındığı söylenemez, küçük bir olasılıkta olsa bir risk kalmıştır. Bunun için başvurulacak strateji, imar planlamanın dışında “Risklerin Paylaşımı” dır.Bu kez, kaçınılmayan risklerin getirebileceği zararların karşılanması(tazmin edilmesi) için ortaklaştırılmış bütce ve kaynaklar kullanılır.Kurtarma ekipleri kurmak,halkın bilgilendirilmesini ve uyanık kalmasını sağlamak,bu etkinliklerde kullanılmak üzere fonlar oluşturmak ,sigortalama yöntemlerine başvurmak sırası gündeme gelir.

Trabzon dahil bölge illerimizin ihtiyaç duyduğu afet önlem ve yapılaşma politikasına ışık tutacak sel, heyelan ve kaya düşmesi gibi kentsel ve kırsal risk haritalarını uydu fotoğraflarıyla uzaktan algılama-Konumsal Bilgi Sistemi ile saptamak olanaklıdır. Bu bağlamda bölgemizde üst ölçekli alt bölge planlarının(Çevre Düzeni Planı) il bazında yapılması ve yukarıdaki stratejilerin izlenmesi zorunludur. Aynı strateji il, ilçe ve belde belediyeleri ile özel idarece üst plan hükümlerine göre nazım ve uygulama imar planında devam ettirilmelidir. Öyleki, “dolu, şiddetli yağmurlar, taşan dereler, toprak kaymaları, yıkılan evler, su basan iş yerleri, dereye uçan otomobiller, telef olan hayvanlar ve milyarlarca liralık zarardan” bahsedilirken de afetin, afet bilincinin, afet yönetiminin ve imar planın da bahsi geçmelidir ki, Türkiye de gerçek anlamda bir doğal afet bilinci oluşuyor olsun. Türkiye, ders almak için yeterli sayıda meteorolojik afet de yaşamıştır zaten…
Yanlış yerleşim ve alt yapı eksiklikleri yetmezmiş gibi, ülkemizde modern anlamda sel ve fırtına uyarısı yapılamadığı için çok fazla can ve mal kayıpları olur. Gelişmiş ülkelerde yapılan fırtına öncesi uyarılar, burada da yapılabilse çok farklı olurdu. Türkiye’nin Ulusal Meteoroloji Servisi sanki sadece “güzel havaları tahmin etmek için kurulmuş!” Üniversitelere danışılmadan, 1986 yılında güya günün şartlarına göre yenilenen bir kanun, meteoroloji biliminin felsefesine ancak bu kadar aykırı olabilirdi.

ABD, İngiltere’den vazgeçtik Kenya Ulusal Meteoroloji Teşkilatı bile şiddetli hava olaylarını tahmin edip halkı uyarmak ile görevliyken Türkiye’deki meteoroloji gerçeğini akıl ve mantık ile açıklamak mümkün değildir. Sonuç olarak Türkiye’de meteoroloji karakterli doğal afetler de sık sık birer felakete dönüşerek gelişmiş ülkelere göre çok daha fazla insan ve ekonomik kayıplara neden olmakla birlikte, geçerli çözümler de geliştirilememektedir.

Halbuki doğal afetler ile mücadelede, meteoroloji biliminin de nasıl kullanılabileceğini gelişmiş ve gelişmemiş ülkelerdeki (örneğin, ABD’nin FEMA, Federal Acil Durum Yönetim Dairesi’nin) uygulamalardan açıkça görmek mümkündür.

Advertisements

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: